Erzurum’da Üç Gün
Monday, 22 February 2010
Uzunca bir süredir aklımdaydı. Her ne kadar ileri düzeyde ya da düzenli olarak kış sporları yapan biri olmasam da Palandöken’ de kaymak ve Erzurum’u gezip görmek istiyordum. Hazır derslerim yoğunlaşmamışken ve bir süre ikamet etmek zorunda olduğum Trabzon’a 300 km mesafede iken, bir arkadaşımın da aklını çelerek, görmek istediğim yerlerden birinin daha üstünü çizme fırsatı yakaladım.
Planladığımızdan bir hafta sonra gidebildik Erzurum’a. Trabzon-Erzurum karayolu, bölgenin doğası gereği pek tekin bir yer olmadığından, bunların üstüne bir de yağan karın yolu kapattığı haberlerini alınca ertelemek zorunda kalmıştık.

Yukarıdaki fotoğraf Zigana Geçiti’nin çıkışından,henüz yolların ne kadar çetin olduğundan bihaber manzaranın güzelliğinin tadını çıkararak yol alırken:)
Yollarda kıvrıla kıvrıla ilerlerken, Bayburt’u geçtikten hemen sonra otobüsümüz karlı dağlara tırmanmaya başladı. Yollarda kar yoktu hatta ıslak bile değildi ama karla kaplı dağlardan ve fazlasıyla ıssız görünen böyle bir yerden geçerken insan ürküyor ister istemez.


Yollar düzleşmeye başlayınca, artık Erzurum’a yaklaşmakta olduğumuzu anladık.

Nihayet 5 saatlik yolculuk sonunda dadaşlar diyarı Erzurum’a ayak bastık. Buz gibi bir hava bekliyorduk ama alıştığım Ankara havasından farklı değildi. İner inmez Palandöken karşıladı bizi tüm ihtişamıyla. Dağın meşhur zirvesi Ejder, yine sislerle kaplı olduğundan görünmüyordu.
Kalacağımız yere ulaşıp eşyalarımızı bıraktıktan hemen sonra, şehrin merkezine indik. Artık hava kararmıştı. Daha öncesinden Erzurum’un cağ kebabının methini fazlasıyla duymuş olduğumuzdan bir kebapcı ismi alıp oraya doğru yola koyulduk.
Kebapçının kapısından içeri girmemizle garsonların hareketlenmesi bir oldu. Biz masaya oturur oturmaz hemen ezme, yoğurt, lavaş, pide geldi masaya. Bu sırada biz “ ama henüz sipariş vermemiştik ki ” bakışları atarken etrafa, birer şiş kebap koyuverdiler tabaklarımıza. Biz tabaklarımızdakileri bitirmek üzereyken sürekli masamızı süzmekte olan garson birer şiş daha koyuverdi. Zaten fazlasıyla acıkmış olduğumuzdan ve bu müthiş kebabın lezzetiyle kendimizi kaybettiğimizden itiraz etme gereği duymadık. Bu şekilde bir kaç şiş daha yedikten sonra artık yeteri kadar yemiş olduğumuza kanaat getirip hala masamızı süzmekte olan garsona bu sefer de ” eh yeter artık değil mi ” bakışı attıktan sonra tekrar Erzurum sokaklarına attık kendimizi. Cumhuriyet Caddesi sanırım en büyük ve en popüler caddesi olacak ki tüm gençlik oradaydı. Yanlış hatırlamıyorsam ismi Taş Han olan, içinde sadece oltu taşından yapılmış takılar satılan bir çarşıyı da gezip geri döndük.
Ertesi sabah artık uzun zamandır yapmak istedimiz şeyi yapmak üzere kalkıp dağa doğru yola koyulduk. Daha önce Ilgaz’dan kayak tecrübem vardı ama snowboard yapmayı çok istiyordum. O nedenle heyecanlıydım biraz. Hava açıktı ve yine soğuk değildi o kadar. Bu sefer Ejder tepesini rahatça görebiliyorduk. Hemen boardları kiralayıp gondolla dağa doğru çıkmaya başladık. 2600 metrede inip heyecanla boardları bağlayıp ilk denemeyi yaptık. Ama beş saniye geçmemişti ki ikimizde yerdeydik:) Snowboardun o kadar da kolay olmadığını o an anladım :)

Epey yorucuydu aynı zamanda. Ara ara oturup hem dinlenip hem kayanları izlemek keyifli oldu.

Bir süre bu şekilde düşe kalka vakit geçirdikten sonra artık daha fazla düşmekten ve bir yerlerini kırmaktan korkan arkadaşım iflas bayrağını çekip kaldığımız yere geri döndü. Öğleden sonra artık alışmaya başladım ve düşüşlerin sayısıyla şiddeti azalmaya başlayınca kayarken zevk almaya başladım.

Kayarak indikten sonra, biraz ürkütücü biraz eğlenceli telesiyej yolculuğuyla tekrar çıkıp bu şekilde bir kaç tur kaydıktan sonra istemeye istemeye aşağı inip boardu teslim ettim.
İzlediğim onlarca video ve biraz azimle akşam üzeri olduğunda beni tatmin edecek derecede kaymayı başarabilmiştim. Bir yerimi de incitmemiştim üstelik. Artık huzurla ve keyifle dönebilirdim :) Benim için görev tamamlanmıştı artık.
O gün akşam üzeri inanılmaz derecede yorgun olduğumuz için dışarı sadece yemek yemek için çıktık. Ertesi gün öğleden sonraya almıştık biletimizi ve sabah biraz daha şehirde gezebiliriz diye düşündük.
Ertesi sabah Erzurum’un tarihi yerlerinden Çifte Minareli Medrese’sini gezdik ve çok güzel, keyifli bir haftasonu geçirmiş olmanın verdiği huzurla dönüş yoluna koyulduk.

Palandöken ve Çifte Minareli Medrese









