Yöntem Üzerine Konuşma

Felsefe ile çok fazla haşır neşir olan birisi değilimdir. Sadece ara sıra felsefe içeren şeyler okumak, onlar üzerinde düşünmek ihtiyacı duyarım.Bir kaç ay önce, yine felsefe iştahım kabarmışken ve okumak için yeni bir şeyler ararken elime Descartes’ ın Yöntem üzerine Konuşma’sı geçti.

Daha önce okuduğum bu yöndeki kitapların hiç birinden, Yöntem Üzerine Konuşma’ da olduğundan daha fazla etkilenmemiştim. İçeriğinde aynı görüşte olmadığım fazlaca düşünce var ama zaten bir yazarın tüm görüşlerinin, okuyucunun değer yargılarıyla uyuşması beklenemeyeceği gibi benim içinde söz konusu değildi.

Descartes bu yapıtında usu iyi yönetmek ve bilimlerde doğruyu aramak için yöntemler geliştiriyor ve doğruyu aramaya koyuluyor. Bu yönde koyduğu kurallardan ve kitabın genel yapısı hakkında uzun uzun bahsetmek yerine kendi görüşlerimle uyuşan noktalar üzerinde duracağım.

Benim de zamanında üzerinde kafa yormuş olduğum ve geçmişte uygulamaya çalıştığım bazı yöntemleri burada Descartes’tan duymak sevindirici bir durum oldu benim için.

Descartes’ ın koyduğu kurallardan benim için en dikkat çekeni ve benim de uzun Öss hazırlık dönemim boyunca benimsediğim bir yöntem olanı idi. İkinci kuralı şöyle Descartes’ ın:

“Eylemlerimde elimden geldiğince tutarlı ve kararlı olmak ve en kuşku götürür görüşlerin bile bir kere bile çok güvenli olduklarına karar verdiğim zaman onları dirençle izlemek olacaktı. Bu konuda, ormanda yolunu şaşırmış yolcuları örnek alacaktım. Ormanda yolunu şaşırmış yolcular bir o yana bir bu yana fır dönerek dolaşmamalılar, bir yerde durup kalmamalılar da, ama olabildiğince aynı yöne doğru hep dosdoğru yürümeliler ve başlangıçta o yolu seçmeye belki yalnız rastlantıyla karar vermiş olsalar da sıradan nedenlerle yollarını değiştirmemeliler: çünkü bu yolla tam istedikleri yere gidemeseler de hiç değilse sonunda büyük bir olasılıkla bir ormanın ortasında olmaktan daha iyi bir yere varacaklardır. … en doğru görüşleri belirleyecek durumda olmadığımız zaman en olası görüşleri izlemek zorunda olduğumuzdur.”

Ben de Öss’ ye hazırlanırken sınava iki ay kala, yaptığım planlarda eksik ya da hatalı kısımlar olduğunu anlamıştım. O günlerde sınava o denli az bir zaman kalmışken, aylarca uyguladığım planı terk edip yeni planla çalışmaya devam edemezdim. Ne zamanım ne de motivasyonum vardı bunun için. Ben de o ana kadar uyguladığım ‘eksik’ planla devam etmeye karar verdim. Çünkü Descartes’ ın de belirttiği gibi durmak ya da yön değiştirmek bana çok fazla zaman kaybettirecekti. Bu şekilde çalışmalarım belki hedeflediğim düzeye ulaşamadı ama en azından iyi sayılabilecek bir sonuç almamı sağlayabildi.

Benimsediğim diğer önemli yöntem ise şöyle:

“Düşüncelerimi en basit ve tanınması en kolay olan nesnelerden başlayarak ve yavaş yavaş, derece derece ilerleyerek en karmaşık bilgilere kadar götürmek ve doğal olarak birbiri ardından gelmeyen şeyler arasında da bir düzen varsaymak.”

Bu gerçekten işe yarıyor. Sizlere de tavsiye ederim. Olaylara, problemlere bu şekilde yaklaşmayı deneyin. Bir çok alanda işinize yarayacaktır sizinde…

Tamamını okumanızı isterim Descartes’ ın Yöntem Üzerine Konuşması’ nı. Düşünce yapınızda önemli değişiklikler yapmanızı sağlayabilir. Sadece dikkatle okuyun…

Related Posts with Thumbnails

3 Responses to “Yöntem Üzerine Konuşma”

  1. aslıhan tüba arslan writes:

    decartes’İ okumanın gerçekten insana bir şeyler kazandırcağı görüşündeyim…fakat hiç bir felsefe kitabı alt düzey okuyucu için ki onları kesinlikle aşağılamıyorum(lisans eğitimi almamış ilkokul ya da lise mezunları)biraz ağır kalıyor sanki..zaten eksiğimizde bu değil midir?alt düzeydeki okuyucuya inememk ve dolayısıyla insanların bir çoğunu kendini kaderlerine bırakmak kaldı ki onları kurtabilmek varken:(((

  2. Mıstık writes:

    İnsanın bilgiye ulaşmak için, bilgiyi kendi seviyesine indirmek yerine, kendisini bilginin seviyesine çıkarması, amaçladığı olguya (gelişmeye) ulaşması için gerekli olan şey değil midir?
    İnsanlarımız hayatları boyunca bilginin ayaklarına geleceği inancıyla yaşayıp gidiyorlar. Ellerini taşın altına sokmaya hiç yeltenmiyorlar. Bu nedenle yerlerinde sayıyor olduklarının bile farkına varamayan bireyler olup çıkıyorlar.
    Ayrıca felsefenin insanlara bu derece soğuk, anlaşılmaz gelmesinin bir nedeni de, insanların araştırıp öğrenmeden, kendilerini üzerinde düşünme ihtiyacı hissetmeden, felsefeyi boş ve kuru laf olarak algılamalarıdır bence. Öğrenmek isteyen, anlamak isteyen -ne seviyede olursa olsun- öğrenir de, anlar da Aslıhan…

    Montaigne’den bir söz kulaklara küpe olsun:

    “Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken de söyleyecekleri vardır.”

  3. aslıhan tüba arslan writes:

    tabiki insanın elini taşın altına koyması gerekiyor ama o taşın altına gidecek yolda da bir rehber olması gerekmez mi sence??

Leave a Reply